| Serkan Köse kimdir ? |
| Röportaj | |||
| Muhammed AKBAL tarafından yazıldı. | |||
| Perşembe, 19 Ağustos 2010 20:18 | |||
|
Stockholm ilinden 25. sıradan Sosyal Demokrat Parti milletvekili adayı olan Serkan Köse, Türkiyenin iç Anadolu bölgesinden gelen göçmenlerin İsveç’teki nüfuslarının en çok olduğu bu bölgeden milletvekili seçilerek parlamentoya yeni bir soluk getirmek istediğini belirtiyor. Köse, milletvekili seçilmesi durumunda; gelir dağılımındaki adaletsizlik, genç nüfus arasında artan işsizlik, işsizlik sigortası ve sağlık sigortasında yapılan değişiklikler gibi konuları parlamentoda ele almayı hedeflediğini belirtiyor.
Kısaca kendinizi tanıtabilirmisiniz okurlarımıza ? Serkan Köse 1976 Cihanbeyli, Yeniceoba doğumluyum. Evli ve iki çocuk sahibiyim.1986 yılında ailemle birlikte buraya geldim. O zamandan beri, Fittja’da ikamet etmekteyim. İlköğretim ve lise eğitimimi burada tamamladım. Stockholm Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi başladığım üniversite hayatımda, aynı fakültede master yaparak devam ettim. Üniversitede öğrenimim tamamladıktan sonra, belli bir süre işsiz kaldım. Her üniversite mezunun yaşadığı süreci, bir şekilde ben de yaşamış oldum.
Bir arkadaşımın yardımıyla Sosyal Demokrat Parti’nin Kadın Kolları’nda Basın Danışmanı olarak göreve başladım. İsveç tarihinde ilk defa olsa gerek, bir erkek bir partinin kadın kollarında böylece görev yapmış oldu. Bu durum partide de biraz şaşkınlıkla karşılandı.
Bundan dolayı her hangi bir sorun yaşadınız mı?
Yaşamaz olur muyum? Bir yandan yabancı kökenli biri olmam, öte yandan partinin kadın kollarından çalışan bir ‘erkek’ olmam sorun oldu. On aya yakın bir süre bu görevde kaldım. Buradan ayrıldıktan sonra İsveç’in en büyük işçi sendikası olan Svenska Kommunalarbetarförbundet’e (İsveç Belediye İşçileri Sendikası) geçtim. 500 binin üzerinde üyesi olan bu sendikada, yaklaşık dört sene boyunca basın danışmanı olarak çalıştım. 1 Nisan 2010 tarihinde de Handelsanställdas Förbund’a (Ticaret İşçileri Sendikası) basın danışmanı olarak işe başladım ve halen de bu görevimi sürdürmekteyim.
Siyasete Sosyal Demokratlar’da başlamanızda ne gibi faktörler rol oynadı?
Aslında siyasi açıdan zaten hep solda yer alan, sol düşünceli bir insan oldum. Ancak 2004’e kadar İsveç siyasetine aktif bir şekilde katılmadım. 2004’ün başında Sosyal Demokrat Parti’ye üye oldum. Burada siyasete girmem, sevdiğim öğretmen bir abimizin önerisi ve desteği sonucunda gerçekleşti. Siyasete başladığımda öncelikli amacımız, en azından bulunduğumuz bölgede, yabancı gençlere sahip çıkmak ve onlara destek olmaktı. Fittja’da Sosyal Demokrat Derneği vardı ama pasifize olmuştu. Üyeler ve dernek yönetimi ortada yoktu. 2004’te ben, bahsettiğim öğretmen arkadaş ve birkaç kişi daha bir araya gelerek, derneği tekrardan işlevsel hale getirdik. Öğretmen arkadaşımız bir sene buraya başkanlık yaptıktan sonra ayrıldı ve görevi ben devraldım. 4,5 sene Fittja Sosyal Demokrat Derneği’nin başkanlığını yaptım. Birkaç sene sonra da Botkyrka’da partinin yönetimine seçildim. 2008 yılında da yine Botkyrka’da, partinin başkan yardımcılığına seçildim. 2006 seçimlerinde Botkyrka’da belediye meclisine seçildim. Belediye meclis üyelik seçimlerinde, 600 civarında tercihli oy alarak, en fazla oyla meclise giren aday oldum. Yerel bazda % 5 tercihli oy alanın otomatikman seçildiği seçimlerde, % 5,8 civarında oy alarak belediye meclisine seçildim.
Seçimlerde, 25. sıradan milletvekili adayısınız. Sıralamanızdaki yerinizden dolayı yine tercihli oyla seçilmek için çalışacaksınız değil mi?
İlk defa milletvekilliği seçimlerine girmeme rağmen, 44 kişinin yer aldığı listede bana orta sıralarda yer verilmesi önemli. Botkyrka Belediyesi, gerçekten Sosyal Demokratlar’ın kalesi konumunda olan bir yer. Stockholm civarındaki yirmi beş belediyede oy kaybetmelerine rağmen, Botkyrka’da oy kaybetmediler. Bu da benim ve birkaç arkadaşın yaptığı çalışma sonucunda olmuştur. Biz böyle bir çalışma yürütmemiş olsaydık, Fittja’da seçimlere katılım oranı % 10 civarında kalırdı. Ev ev, kapı kapı dolaşarak insanlarımızın oylarını kullanmalarını sağladık. Şunu da biliyoruz ki, oylarını kullanan bu insanların en azından % 80’i oylarını bize verdi. Aslında insanlarımız oralara normalde gidip oylarını kullansalar, zaten tercihleri belli, ancak bir pasif olma hali söz konusu. Yoksa oylarını kullansalar zaten soldan yana tercihlerini kullanacaklar. Fittja’da % 75 gibi bir oy aldık. İsveç’te Sosyal Demokratlar’ın yoğun olduğu Körini Bölgesi’nde bile, bu kadar oy alınabilmiş değil.
Milletvekilliği sıralamasındaki yerime gelirsek, gönül isterdi ki sıralamada daha iyi bir yerde olayım. Ancak reel açıdan bakıldığında, partideki geçmişimin çok eskilere dayanmadığını göz önünde bulundurursak, sıralamadaki bu yerimin aslında çok da kötü olmadığını söyleyebilirim. Tabi önümüzdeki seçimlerde seçilmek için gayret göstereceğim, ancak seçilemesem dahi en azından bu seçimlerde iddiamı ortaya koyarak, bir sonraki seçimlerde daha iyi bir sırada olmamın önünü açmış olacağım.
Göçmenlerin yoğun yaşadığı bir bölgeden Sosyal Demokrat’lardan milletvekili adayısınız. Olof Palme’nin ölümünden sonra, Sosyal Demokratlar’ın, gerek göçmenlerle ilgili gerekse de başka konularda, sağa kayan birtakım politikalar üretmeye başladığı yönünde çeşitli eleştiriler var. Bu konuda sizin değerlendirmenizi öğrenebilir miyim?
Sosyal Demokrat’ların yabancılara yönelik politikasında tam bir değişiklik olduğunu zannetmiyorum. Sorun bence şundan kaynaklanıyor: Son 10-15 senede artan göçmen sayısı ister istemez, kamuoyunda çeşitli tepkiler ve beklentilere neden oldu. Bu durum, Sosyal Demokratlar’ın kendi politikalarını gözden geçirmelerini de gerekli kılıyor. Bütün yabancıların belli başlı bölgelerde toplanmaları ciddi bir problem. Eğer insanları belli bölgelere yönlendirirseniz, bunun sonucunda olumlu şeyler ortaya çıkmaz. Bugün yaşadığımız problem de biraz da bundan kaynaklanıyor. Botkyrka gibi bir belediyede, Kuzey Botyrka’nın % 50-60’ı yabancılardan oluşuyor. Güney Botkyrka’nın % 20’si yabancılardan oluşuyor. Burada bir yanlışlık olduğu kesin. Bu durum aynı zamanda, bir adaletsizliği de beraberinde getiriyor. Siz insanları belli bir bölgeye iterseniz, sonuçta bu insanlar hem dil bakımından hem entegrasyon bakımından veya başka alanlarda hep geri kalmış olurlar. Bu konuda Sosyal Demokratlar zaten özeleştiride bulunuyor. Bu çerçevede Sosyal Demokratlar’ın 12 yıllık iktidar döneminde, entegrasyon konusunda sonuç verecek çalışmaların yapılmadığı özeleştirisi parti içinde yapıldı.
Mona Sahlin’in partinin başına gelmesiyle birlikte, partide bir yeniden yapılanma söz konusu. Entegrasyondan tutun da kadın haklarına, sağlıktan tutun da sendikal haklara kadar her alanda, Sosyal Demokratlar kendisini yenilemek zorunda kaldı. Sosyal Demokratlar’ın 2006 seçimlerinde aldıkları yenilgi, bunu gerektiriyordu. Tabi Sosyal Demokratlar’ın hala yapmaları gereken çok şey olduğunu söylemek de gerekir.
Aday olduğunuz bölgeyi kriter kabul edersek, hedef kitlesi genelde göçmenlerden oluşan bir milletvekili adayı olarak, göçmenlere yönelik ne tür çalışmalarda bulunmayı planlıyorsunuz?
Ben kendimi salt göçmen adayı olarak görmüyorum. Belli bir grubun adayı olarak da görmüyorum. Aynı şekilde etnik bir grubun adayı olarak da görmüyorum. Geniş kitlelere hitap etmek istiyorum. İsveç’te büyümüş, burada yaşayan bir göçmen gencinin, kendisini artık bu ülkenin has vatandaşı olarak kabul etme düşüncesi var bende. Artık burası bizim ülkemiz ve bu ülkeye sahip çıkmamız gerektiğini savunuyorum. Siyaset, kültür, spor ve ekonomik imkanlar gibi hemen her alanda bu ülkedeki olanaklardan yararlanmamız gerektiğini düşünüyorum. Bunu yapabilmemiz için de kendimizi bu ülkenin vatandaşı olarak kabul etmemiz, bu noktada da burada yaşayan her vatandaş gibi sorumluluk ve haklarımızın olduğunu görmemiz gerekir. Ben şahsen meseleye böyle bakıyorum.
Dile getirdiğim, savunduğum şeylerden biri, gelir dağılımındaki adaletsizlik konusudur. Botkyrka gibi bölgeden alıyorsunuz, zengin bir kesimin oturduğu bölgelere veriyorsunuz. Fakir-fukaradan alıp, zenginlere vermek ciddi bir problem. Son dört sene içersindeki 100 milyar kron vergi düşürme olayına baktığınızda, bunun Fittja’da pizzada ya da restoranda çalışan insanın cebine girmediğini, ancak belirli bir zengin kesimin cebine girdiğini görürsünüz. Bu, büyük bir adaletsizliktir. Yine dört sene içersinde sağlıkta yaşanan adaletsizlik de incelendiğinde, belirli doktorların bir yerden alınıp, başka bir bölgedeki kesimin hizmetine sunulduğunu görüyoruz. İşsizlik sigortası veya sağlık sigortasında yapılan değişiklikler de rahatsız edici. Çalışamayacak durumdaki insanlara, “sen hasta değilsin” diyerek zorla çalıştırmaya çalışmaları, bu değişikliklerin bir yansıması oldu. Genellikle yabancıların, hasta olanların kırbaçlanması gibi bir durum var. İşi olan, sağlıklı olan ve belli bir güzel bölgede yaşayan kişiler, bu iktidarın politikasından şimdilik faydalanıyorlar. Ancak sistem bir dört sene daha böyle devam ederse, bu insanların dahi geleceklerinin garanti altında olduğunu söylemek yanlış olur.
Hedef kitlenizin sadece göçmenlerden oluşmadığını söylediniz ama az önce bahsettiğiniz sıkıntılara maruz kalanların da çoğunlukla göçmen kökenli vatandaşlar olduğunu biliyoruz. İsveçlilere de hitap etmeyi planlayan bir aday olarak, onlara yönelik belli bir çalışma programınız var mı?
Ben belli bir resim çizmek açısından bunları söyledim. Yaşadığım bölgenin problemleri bahsettiğim şeylerden oluştuğu için onları dile getirdim. Serkan Köse’nin yaşadığı bölge, göçmenlerin çoğunlukta olduğu bir bölge. Tamam ama sadece göçmenlere veya belli bir gruba hitap ederseniz, zaten seçilme şansınız olmaz.
Bugün, 18-24 yaş arasındaki her dört gençten biri, işsizlik sorununu yaşıyor. Gençler arasındaki bu işsizliğin nasıl aşağı çekilebileceği mevzusu, kafamı yorduğum başlıca problemlerden birini oluşturuyor. Her yedi çocuktan biri, fakirlik sınırında yaşamaktadır. Yine bölgeler arasındaki adaletsizlik, öncelik verdiğim konulardan birini oluşturuyor. İşsizlik sigortasındaki değişiklikten bahsetmiştim. Bugün 500 bine yakın insan, işsizlik sigortasına üye değildir. İşsizlik sigortası için verilen üyelik aidatı 200 kron iken, bugün 800 krona yükseltilmiştir. İnsanlar bunu ödeyemiyor. Kamu sektöründe bakıcılık, hemşirelik gibi işlerde part-time çalışıyorsanız bu ücret problem oluyor. İnsanların aldıkları ücret belli, kiraları belli, öteki giderleri belli. Bunun karşılığında insanların bir yerden kısıntıya gitmesi gerekiyor. Böyle olunca da sigorta primlerinden kesinti yapma yoluna gidebiliyorlar. Oysa bu sigorta ona lazım olacak. Öbür taraftan sağlık alanında yaşanan sorunlar var. Eğer hastaysanız, size üç ay süre veriyorlar. Ya rehabilitasyona gitmek mecburiyetindesiniz ya da iş bulmak zorundasınız. Bunu yapmadığınız anda ya sosyale gidip yardım alıyorsunuz ya da kendinizi kapı dışında buluyorsunuz. Bütün bunlar tabi belli bir kesimi, emekçi kesimi etkiliyor. Fakirleri ve bazı bölgeleri etkiliyor bu olumsuzluklar. Bu insanların da sesi olmak istiyorum. Bu problemleri dile getirmek istiyorum. Bu adaletsizliği dile getirmek istiyorum.
Milletvekili olarak seçildiğiniz takdirde, siyaset alanında kendinize belirlemiş olduğunuz hedeflerle, partinizin politikasını hangi oranda etkileyebileceğinizi düşünüyorsunuz?
En azından göçmenlerin yaşamış olduğu bir bölgede olmam, parlamentoya yeni bir perspektif getirecektir. Bu bölgede şahit olduğum sıkıntılar, en azından İsveç parlamentosuna yeni bir ses, yeni bir renk getirecektir. Ben buna inanıyorum. Savunduğum şeyler de zaten parti politikasına ters olan şeyler değil. Parti de benim söylediklerimi savunuyor. Örneğin genç nüfus arasındaki işsizliği kabul etmeyeceğini söylüyor. Fakirliğin-fukaralığın kabul edilemeyeceğini söylüyor. İnsanların arası farkın kabul edilemeyeceğini söylüyor. Hastadan, işsizden alıp, zengine vermeyi kabul etmiyor. Bunları tabi daha da sert bir şekilde dile getireceğim. Problemin içinde olup, her gün probleme şahit olduğumdan dolayı, probleme tercüman olmam daha kolay olacaktır. Amacım bu insanların yaşamış oldukları problemleri, başka platformlarda file getirmektir.
Bulunduğunuz Botkyrka Belediyesi, Türkiye’den gelen göçmenlerin en fazla yaşadığı bölge olarak biliniyor. Bilinen bir diğer gerçek de, Türkiye’den gelen göçmenler arasında seçimlere katılım oranlarının son derece düşük oranlarda olduğu. Seçimlere katılımı artırmak için ne gibi çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?
Öncelikle, en azından Türkiye’den gelmiş bir insan olarak, oradaki insanlarımızı örgütlemek istiyorum. Derneklerimize gidiyorum. Onlarla yaptığım görüşmede herkesin bu konuda sorumluluk alması gerektiğini belirtiyorum. Seçime gitmek sadece bir demokratik hak değil, aynı zamanda bir görevdir. İnsanların “benim tek oyum var. Niye gidip bunu kullanayım ki?” dememesi lazım. Bir oyun da önemi var. Dernekler, camiler, okul ve aile kurumlarının hepsini örgütlememiz lazım. İnsanların tek tek kapılarını çalacak ve evlerini ziyaret edeceğiz. Büyük alışveriş merkezlerinin, ‘centrum’ların önünde çadır kuracağız. İnsanlarımıza, demokratik hakkımıza sahip çıkmamız gerektiğini hatırlatacağız. Herkesin kendi oyunu kullanması lazım. Yaşadığımız bölgede bu durum, gerçekten de büyük bir problem. İnsanlar bu sorumluluğu almaktan kaçınıyor. Oylama 1 Eylül’de başlayacak ve 19 Eylül’e kadar devam edecek. Hiç kimsenin “benim zamanım yok” deme lüksü yok. 19 günde illaki boş zamanları vardır. İnsanlarımıza bunun bir görev olduğunu ve görevlerini yerine getirmek mecburiyetinde olduklarını söyleyeceğiz. Hangi partiye oy verecekleri apayrı bir şey. O, onların demokratik bir hakkı. Oy kullanma hakkının kullanılması önemli. Bu yönde çok kapsamlı bir çalışma yürütüyoruz.
Bize vakit ayırdığınız için teşekkürler
Sayın Muhammed Bey Bana bu imkanı verdiğiniz için ben size teşekkür ediyorum.
Sorularımızı en içten duygularla cevaplandırdığınız için www.tavsancali.dk www.tavsancali.se ziyaretçileri adına sonsuz teşekkürler…
***Röportaj Muhammed AKBAL 19.08.2010***
|







