| Dedikodu ve gıybet. |
| Yazarlar | |||
| Mustafa Cemil Güzel tarafından yazıldı. | |||
| Cuma, 24 Eylül 2010 12:47 | |||
|
Toplumu derinden yaralayan iki dehşetli hastalık. Dedikodu ve gıybet kazanının devamlı kaynadığı toplum iflah olmaz bir sona doğru gitmektedir. Dedikodu ve gıybetin olduğu toplumda insanların birbirine güveni kalmaz. İnsanlar bütün hayatlarını ve enerjilerini entrika yapmak ve komplo kurma üzerine yaparlar. Dedikoducu insanlar başkalarının kişisel ve özel konuları hakkında konuşurlar. Gıybet; "Bir kimsenin arkasından hoşuna gitmeyecek şekilde konuşmak" demektir. Türkçe'de bu kavramın karşılığı olarak "dedikodu" ve "çekiştirme" kelimeleri kullanılır. İslam'da büyük günahlardan biridir. Cenab–ı Hak Hucurat suresi 12. ayette “Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeği sever mi? buyurarak gıybet yapmayı ölmüş kardeşinin etini yemeye benzetmiştir.Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) hadis-i şeriflerinde gıybetle ilgili şu sözleri söyleyerek dedikodu ve gıybetin çirkinliğini ve sonuçlarını bize bildirmiştir:
Gıybet nedir bilir misiniz?” diye sordu. Yanında bulunanlar: "Allah ve onun elçisi daha iyi bilirler" dediler. "Gıybet, kardeşini onun hoşlanmadığı bir sıfat ile vasıflandırmaktır." buyurdu. "Kardeşimde söylediğim sıfat bulunuyorsa?" diye sorulduğunda: "Söylediğin sıfat eğer kardeşinde bulunuyorsa gıybet etmiş olursun, bulunmuyorsa iftira etmiş olursun."
Miraca çıkarıldığımda, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan kimseler gördüm. "Bunlar kim" dedim. Cebrail aleyhisselam, "Gıybet ederek insanların etini yiyen, şahsiyetlerini zedeleyen kimselerdir" dedi.
Kıyamette bir kimse, sevap defterinde, yapmadığı ibadetleri görür. "Bunlar seni gıybet edenlerin sevaplarıdır" denir.
Bir cemaat içinde bulunurken, bir kimse hakkında gıybet edildiğini görürsen, o kimse için yardımcı ol. Ve cemaatı da ondan men etmeye çalış veya oradan kalk git.
Bir kimsenin yanında din kardeşi gıybet edilir de, yardıma muktedirken ona yardım etmezse, Allahü teâlâ o kimseyi dünya ve ahirette rezil eder.
Risale-i Nur Külliyatında gıybetle ilgili meşhur bir zât demiş: "Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. Çünki gıybet; zaîf ve zelil ve aşağıların silâhıdır." Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hazır olsa idi ve işitse idi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zâten gıybettir. Eğer yalan dese; hem gıybet, hem iftiradır. İki katlı çirkin bir günahtır. Gıybet nasıl ateş odunu bitirirse güzel davranışlardan dolayı gelecek sevapları da öyle bitirir.
Bir insan oruç tutar, zekât ve sadaka verir, sünnet olduğu üzere hatta yoldan bir taşı, bir çöpü kaldırır ve bu yaptığı yararlı fiiler ile sevap yani, ahiret yaşamı için gerekli olan enerjiyi toplar.
Sonra?..
Falanca kişi dile geliyor ve başlıyor, duyduğu takdirde hoşnut kalmayacağı bir biçimde onun hakkında konuşmaya, dedikodusunu yapmaya. Nice emeklerle, nice gayretlerle zaman harcayarak elde ettiği o pozitif enerjiyi, o sevabları, bir anda dedikodusunu yaptığı kişiye bağışlayıveriyor!. Oysa o pozitif enerjisiyle, sevaplarıyla ebedi bir gençliği ve ebedi cennet hayatını elde edebilecekti!.
Nice insanlar vardır. Hayır hasenat yaparlar. Namaz kılarlar, oruç tutarlar. Zekât ve sadaka verirler. Ve Ahirete “dolgun” gittiklerini sanırlar!.. Oysa tamtakır, tamamiyle müflis yani iflas etmiş bir şekilde oraya varmaktadırlar, bundan hiç haberleri yoktur. Oraya vardıklarında elinde, avucunda bir şey olmadığını görünce kelimenin tam anlamıyla şok olurlar. Ama son pişmanlık fayda vermeyecektir.
Kişiye günah olarak sadece dili yeter” Hadîs-i şerîfinde anlatıldığı üzere, başkalarının dedikodusunu yapması, zan üzere başkaları hakkında konuşması, iftiralara âlet ve aracı olması yüzünden tüm sevablarını yani pozitif enerjisini onlara dağıtmaktan başka, bir de onların günâhlarını yani negatif yüklerini yüklenmiştir; üstelik bunun farkında bile değildir!..
Ebû Hureyre Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'den nakletmiştir:
Müflis kimdir biliyor musunuz?.. diye sordu Resûlullâh.
Ashab:
Bizce müflis parası ve malı olmayandır, Yâ Resûlullâh!.
Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Benim ümmetimin müflisi o kişidir ki, kıyâmet günü namaz, oruç, zekât getirecek. Fakat, buna zinâ isnad etmiş, bunun malını yemiş, bunun kanını akıtmış, bunu dövmüştür!..
Görüldüğü üzere para ve mal bu dünyada kazanılabilirde, kaybedilebilirde. Dünyada para ve malın telafisi olabilir. Ama kulun ahirette de müflis olup olmaması onun bu dünyada yapacağı davranışlara bağlıdır. Ömür sermayesi pek azdır. Lüzumlu işler pek çoktur. O halde ömür sermayemizi dedikodu, gıybet gibi hem bu dünyada hem öbür dünyada zararımıza olan davranışlarla tüketmeyelim.
Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.
|








