| KIL BENI EY NAMAZ |
| Yazarlar | |||
| Mustafa Cemil Güzel tarafından yazıldı. | |||
| Pazartesi, 24 Ocak 2011 17:57 | |||
|
Ey insan! Sırf dünya için mi yaratıldın ki bütün vaktini ona harcıyorsun. Bir tek saat, beş vakit namaza abdestle kâfi gelir.Yani Cenab-ı Hak ortalama insan ömrü olan 60 yıllık bir hayat içinde bizden istediği 24 saatlik bir günde 60 dakikamızı ayırıp seccadeye atıp namaz kılmak. Herhalde cennetle neticelenecek sonsuz mutluluğu isteyen insan bu hesabı yapacak ve ona göre davranacaktır.Allah Kur’an-ı Kerimde 40 yerde namaz kılın diye emrediyor. Bize Müslüman mısın diye sorulduğu vakit Elhamdülillah Müslümanız diyorsak bunun gereğini de yapmalıyız şüphesiz.
Hiç birimiz açıkça Allah’a karşı gelmeyiz veya dil ile ifade etmeyiz. Ama Cenab-ı Hakk’ın namaz gibi önemli emirlerinide görmezden geliriz. Dilimizle karşı çıkmayacağımız Allah’a beden dili ile karşı çıkarız namaz kılmayarak. Namaz kılmamak ve nefsimizin hoşuna gidecek hareketleri yapmak için şeytanın bu yüzyılda en önemli hile ve vesveselerinden olan benim kalbim temiz, bir çok namaz kılan insanın yaptığı günahları işlemiyorum diyerek aslında kendimizi kandırıyoruz. Ahiret Mahkeme-i Kübrasında Allah’ın karşısına bu bahanelerle mi çıkacağız. Başkası şöyleydi başkası böyleydi mi diyeceğiz Allah’ın huzurunda. Sabahlara kadar namaz kılmaktan ayakları şişen ve secde ettiği yeri gözyaşlarıyla ıslatan bir peygamberin ümmetine yakışacak mı bu bahaneler.Namaz mü’minin miracı, gözümün nuru diyen bir peygamberin şefaatine, yardımına böyle mi ulaşacağız. Ayrıca Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Ahirette insanın ilk önce namazdan sorguya çekileceğini eğer namazı geçerse gerisinin kolay olacağını buyuruyor.
Ey Dünyanın çeşitli yerlerinden ve Ömeranlı’dan bu yazıyı okuyan kardeşlerim! Aldanmayınız. Dünya hayatı aldatıcıdır. Bir an önce Allah’ın emri olan namazı kılınız ve yakınlarınıza kılmalarını tavsiye ediniz. Dünya bütün şa’şaasıyla ahirete nisbeten bir zindan hükmündedir. Dünya durmuyor gidiyor, insanda beraber gidiyor. Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle zînetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz. Şu zamanda her mü’min için, belki herkes için küre-i arz kadar bir bâki tarla ve o tarla baştan başa bahçeler ve kasırlarla (saray) müzeyyen ebedî bir mülk almak ve o mülkü kazanmak veya kaybetmek davası açılmış. Yani cenneti kazanmak veya kaybetmek davası. Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Herkes ister istemez oraya girecek. Öyle ise başımız dik, alnımız açık girelim o kabre. Ama hazırlıklı olmak şart. Allah’a abd ve asker olmak öyle lezzetli bir şereftir ki tarif edilmez diyor Said Nursi. Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatından 4. Sözü bu konuyu ne kadar güzel özetlemiş:
” Namaz, ne kadar kıymetdar ve mühim, hem ne kadar ucuz ve az bir masraf ile kazanılır, hem namazsız adam ne kadar dîvâne ve zararlı olduğunu, iki kerre iki dört eder derecesinde kat’î anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, gör:
Bir zaman bir büyük hâkim, iki hizmetkârını, -herbirisine yirmidört altın verip- iki ay uzaklıkta has ve güzel bir çiftliğine ikamet etmek için gönderiyor. Ve onlara emreder ki: “Şu para ile yol ve bilet masrafı yapınız. Hem oradaki meskeninize lâzım bâzı şeyleri mübayaa ediniz. Bir günlük mesâfede bir istasyon vardır. Hem araba, hem gemi, hem şimendifer, hem tayyare bulunur. Sermayeye göre binilir.”
İki hizmetkâr, ders aldıktan sonra giderler. Birisi, bahtiyar idi ki; istasyona kadar bir parça para masraf eder. Fakat, o masraf içinde efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret elde eder ki: Sermayesi, birden bine çıkar. Öteki hizmetkâr bedbaht, serseri olduğundan; istasyona kadar yirmi üç altınını sarfeder. Kumara-mumara verip zâyi eder, birtek altını kalır. Arkadaşı ona der: “Yahu, şu liranı bir bilete ver. Tâ, bu uzun yolda yayan ve aç kalmayasın. Hem bizim efendimiz kerîmdir; belki merhamet eder, ettiğin kusuru afveder. Seni de tayyareye bindirirler. Bir günde mahall-i ikametimize gideriz. Yoksa iki aylık bir çölde aç, yayan, yalnız gitmeye mecbur olursun.” Acaba şu adam inad edip, o tek lirasını bir define anahtarı hükmünde olan bir bilete vermeyip, muvakkat bir lezzet için sefahete sarfetse; gayet akılsız, zararlı, bedbaht olduğunu, en akılsız adam dahi anlamaz mı?
İşte ey namazsız adam! Ve ey namazdan hoşlanmayan nefsim!
O hâkim ise; Rabbimiz, Hâlıkımızdır. O iki hizmetkâr yolcu ise; biri: Mütedeyyin, namazını şevk ile kılar. Diğeri: Gafil, namazsız insânlardır. O yirmi dört altın ise, yirmi dört saat her gündeki ömürdür. O has çiftlik ise, Cennet’tir. O istasyon ise, kabirdir. O seyahat ise; kabre, haşre, ebede gidecek beşer yolculuğudur. Amele göre, takvâ kuvvetine göre, o uzun yolu mütefâvit derecede kat’ederler. Bir kısım ehl-i takvâ, berk(şimşek) gibi bin senelik yolu, bir günde keser. Bir kısmı da, hayal gibi ellibin senelik bir mesâfeyi bir günde kat’eder. Kur’an-ı Azîmüşşan, şu hakikate iki âyetiyle işaret eder. O bilet ise, namazdır. Birtek saat, beş vakit namaza abdestle kâfi gelir. Acaba, yirmi üç saatini şu kısacık hayat-ı dünyeviyyeye sarfeden ve o uzun hayat-ı ebediyyeye birtek saatini sarfetmeyen; ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilaf-ı akıl hareket eder.
Zira bin adamın iştirak ettiği bir piyango kumarına yarı malını vermek, akıl kabûl ederse; halbuki kazanç ihtimali binde birdir. Sonra yirmi dörtten bir malını, yüzde doksan dokuz ihtimal ile kazancı mûsaddak bir hazine-i ebediyyeye vermemek; ne kadar hilâf-ı akıl ve hikmet hareket ettiğini, ne kadar akıldan uzak düştüğünü, kendini âkıl zanneden adam anlamaz mı?
Halbuki namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem, namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibâdet hükmünü alır. Bu sûrette bütün sermaye-i ömrünü, âhirete mal edebilir. Fâni ömrünü, bir cihette ibka(sonsuz) eder.
|







