|
Üç yaşında Çocuk Esirgeme Kurumu'ndan evlatlık alınmıştım. Yeni ailem bunu bana küçük yaşlarda söylemişlerdi.İki anne ve iki babamın olduğunu biliyordum. Gerçek annem ve babamı ise hiç görmemiştim. Onları yeni ailem ile sürekli aradık fakat bulamadık. Verilen tüm adreslerden taşınmışlardı.Yeni ailem ile çok mutluydum. Annem öğretmen , babam ise bir avukattı. Beni adeta kendi çocukları gibi yetiştiriyorlardı.18 yaşına geldiğimde asıl anne ve babamı bulma merakı giderek artmıştı. Tekrar araştırmalara başladık, beni her zaman destekleyen ailem ile.Bazen düşünürdüm ya asıl ailemi bulursam, bu ailemi terk mi edecektim? Onlar bana bu kadar yardımcı oluyordu, yoksa benden kurtulmak mı istiyorlardı? Bu sorumun cevabını bulmam çok gecikmedi. Bir gece su içmek için uyandığımda annemim mutfaktan gelen hıçkırıklarını duydum. Babam da onu teselli etmeye çalışıyordu. "Ailesini bulmayı çok istiyorum sırf o istiyor diye.
Ya onları bulursak , ya o giderse biz ne yaparız? O bizim kızımız …" diyordu.İçeride bir anne kalbi benim için çarpıyor ve benim için ağlıyordu.
Sırtımı duvara yasladım ve gözümden sessizce akan yaşlarla ,"seni seviyorum anne, fakat içimdeki hezeyanlara bir son vermem gerekiyor" dedim içimden.
Hukuk Fakültesi'ni kazandım , babam gibi hukukçu olacaktım. Bir yandan da asıl ailemi bulma araştırmalarımız devam ediyordu.
Sonunda babamla ilgili bir habere ulaştık. Babam çalışmak için yurtdışına gitmiş ve gittikten 2 yıl sonra da bir iş kazası geçirip ölmüş.
Yazışmalar sonucunda Almanya'daki Türk Konsolosluğu aracılığıyla adresine ve oradaki bir akrabasına ulaştık. Yazıların yanında bir de resim vardı siyah beyaz. Babam madenciymiş, madenci kıyafetleri içinde sıcacık ve umutla bakan gözleriyle gülümseyen bir resmi vardı ellerimde. Okşadım yüzünü, gözlerimden yaşlar akarak. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum hiç göremediğim babam için.
Öğretmen annem sarıldı bana, saçlarımı okşadı, benimle birlikte o da ağladı.
Annemle babamın evlilik fotoğraflarını da buldum. İkisi de gülümsüyordu sıcacık . Öptüm fotoğraflarını. Yeni ailemle mezarlıklarını ziyaret ediyoruz hep.
Fakülteyi bitirdim, Uluslararası davalara bakıyorum. Ailelerinden kopmuş insanları bir araya getiren bir dernekte gönüllü çalışıyor, hiç ücret almadan onlar adına yazışmalar yapıp, birbirlerini bulmalarını sağlıyorum.
Asıl annemi ve babamı suçlamamayı öğretmen annem öğretti bana; "Başlarına neler geldiğini bilemeyiz. Mümkün olsa seni asla bırakmazlardı" derdi hep. Hoşgörü ve anlayışla yetiştirdi beni, asıl annemin sıcaklığını vermeye çalıştı bana.
Hastalığından dolayı artık acı çekmeyen ve ruhu özgürce uçan annemse, öldüğü gün beni bu güzel anneye emanet edip gitmişti.
Anneler gününde ailemle ziyaret ettim yine, asıl annem ve babamı…
Elimde bana gülümseyen fotoğraflarıyla…
Başımı çevirip baktığımda aynı gülümsemeyi gördüm öğretmen annemin gözlerinde ve yüzünde…
Sen bakıyordun bana çok uzaklardan, senin yansımandı gördüğüm. Ben de gülümsedim aynen doğmayı bekleyen bebeğime sevgiyle dokunarak.
O zaman daha iyi anladım; iki annem vardı, fakat bu yüce sevgi TEK'ti.
Babamın Almanya'da bulduğumuz akrabası aracılığıyla da annemin bilgilerine ulaştık. Babam annemi ve beni yanına alacakmış, fakat ölünce bu mümkün olmamış. Babamdan 1 yıl sonra da annem kanserden vefat etmiş. Babamın ölümü çok sarsmış onu, ondan başka kimsesi de yokmuş ve beni büyütmek için çok çaba sarf etmiş. Akrabalarımızın bana bakacak durumları olmadığından annem hastaneye yatınca beni Çocuk Esirgeme Kurumu'na vermişler.Beni evlat edinmek isteyen çok aile olmuş. En uygunu şimdiki ailemmiş. Annemin hayatından umut kesildiği doktor raporlarıyla tesbit edilince beni evlatlık vermişler. Annem öldüğü gün ben evlatlık verilmişim.
Ve bu yüce sevgiyi yaşatma sırası bendeydi.Bu öykü gerçek annelik duygusunu yaşatan tüm annelere sevgiyle ithaf olunur.
Ayşegül Abalı
KULU Yapı Kredi Bankası Şube Müdürü
|